Yeni Bir Kriz mi..?
Amerika Birleşik Devletleri, 14,3 trilyon dolarlık borçlanma tavanının yükseltilmesi için lazım gelen sürenin bitimine bir gün kala taraflar arasında anlaşmaya vardı.
Yazıyı yazarken, yapılan anlaşmanın içeriği henüz basına yansımamıştı. Peki bu anlaşma olmasaydı ne olacaktı?
ABD’nin borçlanma tavanı yükseltilmemiş olsaydı ve bütçe açığının nasıl azaltılacağına yönelik sorulara cevap verilmemiş olsaydı; tarihinde ilk kez kredi notu düşürülecekti. Moddy’s, Standard & Poor’s ve Fitch; kredi derecelendirme pazarının %95′ini oluşturuyor. Yüz yılı aşkın süredir faaliyetlerini sürdüren bu üç kuruluşa göre; ABD, borçlanma tavanını arttıramazsa “3A” olan kredi notunu kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaktı.
Borçlanma tavanının arttırılmaması hâlinde ABD, tarihinde ilk kez temerrüde düşecek ve bu durum ABD ekonomisi ve küresel ekonomi için hiç de istenmeyecek sonuçlar doğuracaktı.
Tüm dünya ABD’deki bu sorun üzerinde anlaşmaya varılıp varılmayacağına kilitlenmiş durumdaydı. Avrupa korku içerisinde gelişmeleri takip etti. Çünkü daha 2008 global krizinin açmış olduğu yaraları kapayabilmiş değil. İspanya, Portekiz, İngiltere, İrlanda, Yunanistan gibi ülkeler kamu borçlarını ödeyemiyorlar. Gayri safi yurt içi hasılalarının %100′ünün de fazlasına denk gelen kamu borçları tüm AB/Avrupa Birliği üyesi ülkelerin canını sıkmaya devam ediyor.
Avrupa’nın parlayan yıldızı olarak betimledikleri İrlanda, IMF/Uluslararası Para Fonu, AB/Avrupa Birliği ve AMB’nin/Avrupa Merkez Bankası’nın 85 milyar dolarlık kurtarma paketi sonrasında toparlanmaya başladı. Ancak 2011 yılı için büyüme tahmini %0,9. İşsizlik oranına baktığımızda %14,7. Kamu borcu 95 milyar dolar. Portekiz’in durumu da hiç iç açıcı değil; %12′ye varan işsizlik, kamu kesiminin 86 milyar dolarlık borcu, ülkenin geleceğe yönelik beklentilerini karamsallaştırıyor. İspanya ve İngiltere’de de aynı sorunlar geçerli. Yüksek işsizlik, kamu borcunun fazlalığı, kemer sıkma politikalarının yaygınlaşması ve hükümete karşı protestolar… Yunanistan’ın durumu da aynı, üç kuruşu arar bir ülke konumuna kadar geriledi. Kamu kesiminin, gayri safi yurt içi hasılaya oranı %152. Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu’nun “Ne yapmamı bekliyorsunuz gidip Mora’yı mı satayım?” çıkışı her şeyi özetliyor.
Türkiye ekonomisinin durumu nedir peki? ABD borç tavanı kaynaklı bir kriz çıkmış olsa etkilenir miydik?
IMF’in yeni başkanı Christine Lagarde, dünya ekonomisinin Yunanistan, İrlanda ve Portekiz’in ödenemeyen devlet borçları, büyüme hızı gerileyen zengin ülkeler ve Arap ülkelerinde yaşanan sosyal dengesizlikler olmak üzere üç ana sorunla karşı karşıya bulunduğunu ileri sürdü. Bu üç sorunun dünya ekonomisi için ciddi olduğunu, genelleme yaparak, ABD’den kaynaklanacak olası borç tavanlı krizin tüm ülkeleri etkileyeceğini ve dünya ekonomisinin büyük bir tehditle karşı karşıya kalacağını söyledi. Dünyanın bir numaralı ekonomisinde gerçekleşecek olan bir kriz, şüphesiz ki diğer ekonomileri etkileyecektir. Yalnız yapılan genellemede bir yanlışlık var. Türkiye’de bu sorunlardan var mı? Yok. Kamu maliyesinin en iyi olduğu ekonomilerden biri Türkiye. 2011 yılının ilk altı ayında bütçe 2.9 milyar lira fazla verdi. Zengin ülkelerde büyüme yavaşlarken, Türkiye 2011 yılında dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi. Ki 2008 global krizine baktığımızda, ülkemiz ekonomisinin yönetiliş biçimi tüm dünyada övgü ile konuşulmadı mı? Başbakan Erdoğan “Kriz teğet geçecek.” dedi. Sonrasında kriz lobisi, faiz lobisi “Bize acilen şu miktarda geri ödemesiz ödeme yapmanız gerekiyor, aksi takdirde batacağız!” tehdidinde bulundu. Yıllarca alışmışlar çünkü kamu maliyesinin düzgün olarak işlemediği bir Türkiye’de iktidara istediklerini yaptırmaya, ancak o zamanla bu zaman artık çok farklı. Türkiye gelişiyor. Türkiye büyüyor…
Kriz lobisi; faiz lobisi ile ilgili detaylı düşüncelerim bir sonraki yazıya…




