Köyden İndim Şehire
Her şey o kadar büyüktü ki…
Binalar dev gibiydi; üstüme üstüme gelen canavarlardı sanki.
Gözüm korkmuştu daha ilk dakikada.
Ya memleketim; böyle miydi?
En yüksek binası beş katlıydı.
İnsanları iç içe, havası buraya göre bin kat daha temizdi.
Nefes aldırıyordu insana gökyüzü.
Burada gökyüzünü bile göremiyordum; yukarı baktığımda başım fırıl fırıl dönüyordu.
Zaman nasıl geçerdi burada?
O kadar sıkıcıydı ki insan yaşamaya dahi üşenirdi.
Gökyüzünde kuşlar bile uçmuyordu; onlar da belli ki memleketlerine geri dönmüştü.
Alışmak zorundaydım, artık burada yaşamaya mecburdum.
Karamsar ruhum daha da kararmak üzereydi ve aydınlığım çok gerilerde kalmıştı…
Bir hafta hiç durmadan ağlamıştım.
Gözlerimden akan yaşlar ses tonuma karışmıştı.
Tâ ki Karşıyaka’dan vapura binip Konak’a gidene kadar…
Vapurda geçirdiğim yirmi dakika boyunca denizin gökyüzüyle olan uyumunu izledim.
O kadar güzel parlıyordu ki deniz, binaların ve insanların korkunçluğunu unutturdu bana.
Artık beni bu şehre bağlayan tek şey denizdi…
Ege’nin incisi İzmir…
Ne yazık ki denizin olmasa beş para etmezsin..!





ah dertli banbanım, alıştın mı izmire artık?